Diabetes Mellitus ve Beslenme Diyabet ve Beslenme
  Üye Olmak Istiyorum! | Şifremi Unuttum!Login:   Şifre:  
:: Ana sayfa » Fark etmeden diyet » GRUBUNA GÖRE BESLENME » Diyabet ve Beslenme ::

Diyabet ve Beslenme

Diyabet ve Beslenme

Diabetes Mellitus (DM), pankreasın beta hücrelerinden salgılanan insülin hormonunun tam veya kısmi yetersizliği sonucu ortaya çıkan karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasının bozuklukları ile karakterize olan, yasam boyu suren kronik bir metabolizma hastalığıdır. Klinik olarak polidipsi (çok su içmek), poliüri (çok idrar yapmak.), polifaji (fazla yeme), kilo kaybı gibi klasik belirtiler ve hastalığa spesifik retinopati, nöropati, nefropati gibi komplikasyonlar ile tanınabilir.
Pankreastan salgılanan insülin, enerji kaynağı olarak kullanabilmesi için kandaki şekerin hücre içerisine taşınmasında rol oynayan bir hormondur. Diabet hastalarında ise bu olay insülin hormonunun yetersizliğinden veya hiç olmamasından dolayı şeker hücre içerisine giremez ve kanda birikmeye başlar, dolayısıyla bireylerin kan şekeri düzeyi yükselir. Halk arasında “ şeker hastalığı” olarak bilinir.

Diabetes Mellitus birçok gelişmiş, yeni endüstrileşmekte olan ülkeler için epidemik bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Diabetes mellitus beyaz ırkta Afrika-Asya kökenlilerden, kadınlarda erkeklerden daha sık görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde Diabetes Mellitus da önemli bir artış gösterilmektedir. 2025 yılında dünyada 300 milyon kişinin diyabetli olacağı ön görülmektedir. Türkiye’de diyabet sıklığını taramak için yapılmış en büyük çalışma olan Türk Diyabet Epidemiolojisi Araştırması (TURDEP) sonuçlari, ülkemizde populasyonun %7.2’ sinin diyabete yakalanmış olduğunu göstermiştir. Kentsel bölgelerde yaşayanlarda kırsal alanlarda yaşayanlara göre daha çok görülmektedir.

DİABETES MELLİTUSUN TEDAVİSİ

Hastalığın kontrol altında tutulabilmesi için diyet, egzersiz ve ilaç tedavisi bir arada yürütülmelidir.

Diyet Tedavisi
Diyabette beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesinin amacı; hayatınız boyunca uygulayabilecek en ideal beslenme programını oluşturarak kan şekerini normale yakın seviyede tutmak, hiperglisemi ve hipoglisemiyi önlemek, ideal vücut ağırlığını sağlamak ve korumak, hastalıkla ilgili olarak uzun dönemde gelişebilecek büyük ve küçük damar komplikasyonlarını önlemek, çocukluk ve ergenlik döneminde normal büyüme ve gelişmeyi sağlamak, gebelik ve emzirme döneminde yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlamak, kısaca yaşam kalitesini yükseltmek ve yaşam süresini uzatmaktır.

DM’ lu bireylerde beslenme tedavisi diabetin kontrol ve yönteminde temeldir. Hastaların fiziksel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, ekonomi durumu, yaşam tarzları, laboratuar sonuçları, aktivite düzeyleri, kilosu, yaşı ve uygulanan tıbbi tedaviye bağlı olarak değişmektedir. Diabet diyeti her hasta için özel olarak bir diyetisyen tarafından hazırlanmalı ve her diabet hastası sadece kendisi için hazırlanan diyeti uygulamalıdır.

Diyet planı için öneriler:

  • Arzu edilen ağırlığınıza ulaşınız ve o ağırlığınızı koruyunuz.
  • Porsiyon ölçülerinize dikkat ediniz. 
  • Öğün atlamayınız. 
  • Bireylerin günlük besin öğesi ve enerji gereksinimleri farklıdır. Ekmek, et, süt, sebze, meyve, yağ gruplarından her birinden ihtiyacınız olan miktarlar saptanılarak, size özel bir beslenme planı yapılmalıdır. Her bir gruptan önerilen miktarda yemeniz, besin öğesi ve enerji gereksiniminizi karşılayacaktır. 
  • Yeterli ve dengeli beslenmek için her gün 3 ana öğün, 3 ara öğün şeklinde besleniniz.
  • Her gün çesitli besinler yiyiniz. 
  • Öğünlerinizi her gün düzenli olarak aynı zamanda yemeye özen gösteriniz. 
  • Sebze, meyva, kurubaklagil, kepekli ekmek gibi yüksek posalı yiyecekler kan şekerinizin kontrolünde önemlidir.
  • Kilo vermek istiyorsanız öğün atlamayınız, öğün atlamak bir sonraki öğünde daha fazla yemenize, böylece daha fazla enerji almanıza neden olur. Bu davranış aynı zamanda kan şekerinizi de yükseltir. 
  • Sizin için uygun olan yiyecek tüm aile bireyleri için uygundur. Ayrı zamanlarda yemek yemenize ve ayrı yemekler pişirtmenize gerek yoktur. 
  • Kullandığınız tuz ve yağ miktarına dikkat ediniz.
  • Şeker hastaları için önerilmeyen yiyecekler; Çay şekeri, Şeker ve Şekerlemeler, Reçel ve Marmelat, Pekmez, Bal, Çikolata, Dondurma, Helva çeşitleri, Hazır meyve suları, Şekerli Kurabiye, Pasta ve Tatlılar, Şekerli içecekler (meşrubatlar).

Fiziksel Aktivite
Fiziksel aktivite, vücutta glikozun daha iyi kullanılmasını sağladığı gibi kullanılan insülinin daha etkili olmasını sağlar. Egzersiz programına, bireyin kısa zamanda tolere edebileceği, hafif bir egzersizle başlanılmalıdır. Bireyin genel sağlık durumuna göre aktivite sıklığı ve süresi değiştirilebilir. Yapılan aktivite düzenli olarak, hayat boyu devam ettirilmelidir. Dehidratasyonu önlemek için egzersizden önce, sırasında ve sonrasında sıvı alınmalıdır.
Düzenli bir aktivite planıyla; kan şekeri düzenlenebilir, bazal ve öğün sonrası insülin düzeyi azalır, insülin duyarlılığı düzelir, kan lipit profillerinde düzelme görülür, kilo korumaya yardımcı olur ve bunların ışığında yaşam kalitesi yükselir.
 
Oral antidiabetikler (OAD)
Oral antidiabetik ilaçlar (OAD) insülin salgılama yeteneği henüz tükenmemiş yani pankreasında insülin üretimi azalarak da olsa devam eden diabetlilerde kullanılan ilaçlardır. Tip 2 DM yönetiminin özellikle ilk dönemlerinde uygulanan temel tedavi yöntemidir.

Oral antidiyabetik ilaçları böbrek, karaciğer fonksiyonları düşük olanlarda, sülfonamid alerjisi olanlarda, ağır enfeksiyonlarda, ketoasidoz koması, gebelik ve süt verme dönemlerinde ve büyük ameliyatlarda alınması sakıncalıdır.

Tanı Kriterleri

Tanı, diabetes mellitusa özgü komplikasyonların ve klasik semptomların varlığı ile konulmaktadır. Başlıca klinik bulgular şunlardır: polifaji (çok yemek yeme), polidipsi (çok su içme), poliüri (çok idrara çıkma), ağırlık kaybı, kuvvet azalması, ağız kuruluğu, bulanık görme, deri enfeksiyonları, kaşıntılar, iştahsızlık, baş ağrısı ve halsizliktir.

Ancak Diabetes Mellitusta kesin tanı, laboratuar yöntemlerinin kullanılması ve sonuçların değerlendirilmesi ile konulur. Normalde erişkinlerde 100 ml kandaki açlık kan şekeri 70- 90 mg arasında değişir. Yaş ilerlemesiyle bu değerler biraz yükselebilir; 100- 120 mg/ dl ‘ ya kadar normal sayılabilir.

Amerikan Diabet Derneği (ADA) tarafından kabul edilmiş tanı kriterleri:

Diabetes mellitusun belirtileri ve bulgularına ek olarak günün herhangi bir zamanında ölçülen kan glikoz değerinin 200mg/dl ya da daha yüksek olması

  • En az 8 saat hiç kalori alınmamış bir açlık sırasında kan glikoz değerinin 126 mg/dl ya da daha yüksek olması
  • 75 gr Oral Glikoz Tolerans Testi (OGTT) sonucunun, yükleme sonrası 2.saat glikoz konsantrasyonunun 200 mg/ dl ya da daha yüksek olması 
  • Açlık kan glikoz düzeyi 110 -126 mg/dl arasında olanlardan bozulmuş açlık glikozu tanımının getirilmiş olması

Diabetes mellitus tanısı için ADA’ nin belirlediği bu kriterlerden en az ikisinin bulunmuş olması gerekmektedir.

TİP 1 DİABETES MELLİTUS (İnsüline Bağımlı Diabetes Mellitus)

Bağışıklık sisteminin bilinmeyen bir sebeple insülin hormonu üreten pankreasın beta hücrelerini tahrip etmesi sonucu oluşmaktadır. Her yaşta ortaya çıkabilen tip 1 diyabet özellikle çocukluk ve gençlik yıllarında görülmektedir. Hastalara dışarıdan insülin tedavisi uygulanması gerekmektedir.

Tip 1 diabetin toplumdaki sıklığı 11- 13 yaş arasında zirveye ulaşır. Sağlam nüfus arasındaki sıklık 2500/1 olarak tarif edilmektedir. Diabetik nüfusun % 10- 15’ i tip 1 diabetiklerden oluşmaktadır. Çocuk ve gençlerdeki diabet sıklığı, ilkbahar ve yazın azalıp, sonbahar ve kışın artarak gerçekten sezonsal bir değişiklik gösterir. Tip 1 diabet sıklığı ülkeler arasında da büyük değişiklik göstermektedir. Örneğin; Finlandiya’ da, Japonya’ dan 35 kez daha sık görülür.

TİP 2 DİABETES MELLİTUS ( İnsüline Bağımsız Diabetes Mellitus)

Her yaşta görülmekle birlikte genellikle 40 yaşın üzerinde ve şişman veya normal kişilerde görülmektedir. Tip 2 Diabette, pankreas beta-hücreleri sayıca azalmamıştır; ancak, hücrelerin insülin yapma ve salgılama yeteneği azalmıştır. Buna ek olarak, hastaların çoğunun dokularında oluşan bir düzensizlik, o dokuların insülinden etkilenebilmelerini azaltmıştır. Tip 2 diyabet insülin kullanılmadan, diyet tedavisiyle veya oral ilaç tedavisiyle de kontrol altına alınabilmektedir.

Tip 2 Diabet kadınlarda erkeklerden daha sık görülmektedir. Mevsimlerle ilişkisi yoktur. Dünyada en sık rastlanan DM tipidir. Tüm Diabet hastaların yaklaşık %90’ ı Tip 2 Diabetlidir. Tip 2 diabet prevalansı kentsel bölgelerde kırsal alanlardan yüksektir. Obezite, tip 2 diabet gelişiminde her iki cinsiyet için de önlenebilir risk faktörlerinden en önemlilerinden biridir.
Hastalığın ilerleyişi oldukça sinsidir. Çoğu kez asemptomatiktir, belirtilerin derecesi hafiftir. Tip 2 diabetin nedeni tam olarak bilinmemektedir. Fakat bazı risk gruplarında görülme sıklığı yüksektir.

Tip 2 diabet açısından kontrol edilmesi gereken kişiler:

  • Tip 2 diabetlilerin birinci derece akrabaları (ebeveyn, kardeş ve çocukların)
  • Beden kitle indeksi >27olan obez bireyler
  • Daha önce gestasyonel diabet (gebelikte gelişen diyabet) saptanmış olan veya iri bebek (>4kg) doğuran kadınlar
  • Glukozürisi bulunan kişiler
  • Metabolik sendrom kriterleri (obezite, hiperlipidemi) bulunan kişiler
  • İnsülin rezitansı veya eksikligine yol açabilen başka hastalığı olan bireyler
  • Uzun süre ilaç (diüreretik, kortikosteroid, vb.) kullanan bireyler.

DİABETES MELLİTUS KOMPLİKASYONLARI AKUT KOMPLİKASYONLAR

Enfeksiyonlar

Diyabetiklerde enfeksiyona karşı direnç düşüktür. Bu nedenle enfeksiyonlara yatkındırlar. Glikozürinin bulunması bakteriler için kültür ortamı teşkil ederek enfeksiyon riskini arttırmaktadır. Enfeksiyon sırasında insülin ihtiyacı %20- 40 artış göstermektedir. Diyabetlilerde ölümlerin %6’ ı kadarı enfeksiyonlardan kaynaklanmaktadır.
      
Deride soyulma, kuruma, kaşıntı, morarma, çatlama, şişme, ciltte lokal sertleşmeler, ağrı, kızarıklık, su toplanması, iltihaplaşma, tırnaklarda kalınlaşma ve soyulma gibi değişiklikler olup olmadığı kontrol edilmelidir.

Damar Bozuklukları
Arterler duvarlarındaki kalınlaşma ve lipit birikimi sonucunda tıkanabilir ve serebrevasküler hastalıklar, alt ekstremitelerde gangrenler oluşabilir. Kalp krizi, diabetlilerde normal bireylere oranla beş kat daha sık görülmektedir.

Diabetik Ketoasidoz (DKA)
Tip 1 diabetin akut, ciddi bir metabolik komplikasyonu olan ve insülin yetersizliği temelinde insülin karşıtı hormonların artmış etkilerine bağlı olarak oluşan diabetik ketoasidoz özellikle tip 1 diyabetli çocuklarda sıkça karşılaşılan bir durumdur. Tip 1 diyabetli hastaların %15-67' sinde ilk tanı sırasında DKA mevcuttur. Önceden tanı konmuş hastalarda hastaneye yatışı gerektiren DKA ataklarının oranı yılda hasta başına ~%1-10' dur.

Klinikte poliüri, polidipsi, kilo kaybı, kusma, karın ağrısı, hızlı ve derin kusma, dehidratasyon, deri ve mukoza kuruluğu, halsizlik, nefeste aseton kokusu ile vasküler şok ve koma görülür.
Diabetik ketoasidoz, gerek tip 1 gerekse tip 2 DM ‘lu hastalarda oluşabilirse de özellikle Tip 1 DM’ lularda ciddi ve önemli bir ölüm riski olarak gösterilmektedir. Diyabetiklerin yoğun bakıma yatış nedenlerinin %5- 4 ‘ünü oluşturmaktadır. Diyabetik keto asidoz tedavisinde temel yaklaşım etkili dozda insilün verilmesi, uygun elektrolit replasmanının yapılmasıdır.
     
Hipoglisemi 
İnsüline bağımlı diyabetlilerde gelişen akut bir tablodur. İnsülin veya sülfanilere dozlarının fazlalığının yanında, gıda alımının yetersiz oluşu veya gecikmesi ve bireyin uzun süreli programsız, ön hazırlıksız egzersiz yaptığı koşullarda görülmektedir. Kan glikoz düzeyinin 60 mg/ dl veya bu değerin daha da altına düşmesidir.

Baş ağrısı, halsizlik, irritabilite, huzursuzluk, kas koordinasyonunun bozulması, sıkıntı, şiddetli açlık hissi, titreme, terleme, soluk ve nemli deri, taşikardi, kan basıncından değişiklik, davranış değişikliği, dudaklarda ve dilde uyuşukluk gibi değişiklikler görülmektedir. 

Hiperglisemi
Orta ve ileri yaştaki Tip 2 DM’lu hastalarda görülür. Kan şekerinin normal sınırların üstünde olması durumunda görülür. Ketoasidoz olmaksızın aşırı hiperglisemi, plazma hiperosmoliretesi ve dehidratasyon ile karakterize bir durumdur.
İdrar miktarında artma, fazla su içme, halsizlik, yorgunluk, nabız hızlı ve zayıftır, kan basıncı düşük, cilt ve ağız kuruluğu, kusma, kan şekerinin yükselmesi, idrarda şeker gibi belirtiler görülmektedir. Tedavideki amaç, dehidratasyonun giderilmesi ve elektrolit dengesinin sağlanmasıdır.

Retinopati
Diyabetik retinopatinin en önemli sebebi körlüktür. Körlük, diyabetiklerde diyabetik olmayanlara göre 20 misli daha sık görülmektedir. Kapillerden başlayan bir hastalıktır. Tip 1 DM hastaların %10-15 ‘i Tip 2 DM hastalarında bunun yarısı kadar körlük vardır.

Nöropati
Nöropati, periferik ve otonom sinir sisteminde bozukluklardır ve diyabetle hipergliseminin etkisi ile yaygın olarak ortaya çıkmaktadır. Bacaklarda simetrik uyuşma, karıncalanma, soğukluk, kaşınma, kas gerginliği ve kramplar gibi belirtiler olur. Neden olduğu tam açıklanamamaktadır.
 
Nefropati
Diyabetik nefropati böbrek yetmezliğinin esas nedenidir. Tip 2 diyabet hastalarında daha sık görülür ve prevelansı  %5-10 arasındadır. En erken klinik belirtisi albuminüridir. Diyabetik nefropatinin bulgularından birisi de hipertansiyondur. Hastanın önceki kan basıncı bilinmiyorsa, bireyin kan basıncı 120/ 70 mmHg civarında tutulmalıdır.

Diabetik ayak
Diabetik ayak lezyonları nöropati nedeni ile gelişmektedir. Diabetik ayak lezyonları, nasır, ülser ve gangren şeklinde sıralanmaktadır. Çok ilerlemiş şeklinde, gangren oluşmasıyla ayak kesilebilir. Travmatik olmayan ayak kesilmesi ameliyatlarının %50 ‘si diabetiktir.

Diabetik ayak tedavisi: Yüksek riskli hastaların belirlenmesi ve eğitilmesi, hastalığın tedavisi, rehabilitasyon ve yakın takip ile mümkündür. Ayak bakımı yönünde hastaların eğitimi, alt ektremite problemlerinin önlenmesinde önemli rol oynamaktadır.

  Diabetes Mellitus (DM)