Dünyadaki Açlıkla İlgili Ortaya Atılan Bahaneler
  Üye Olmak Istiyorum! | Şifremi Unuttum!Login:   Şifre:  
:: Ana sayfa » Fark etmeden diyet » Dünyadaki Açlıkla İlgili Ortaya Atılan Bahaneler ::

Dünyadaki Açlıkla İlgili Ortaya Atılan Bahaneler

1. Dünyada Yeterince Besin Yok…

Gerçek: Bolluk, dünyanın besin varlığını en iyi tanımlayan kelimedir. Dünyadaki her bireye günde 3500 kalorilik enerji sağlayacak kadar pirinç, buğday ve çeşitli tahıllar üretilmektedir. Diğer birçok besin (sebzeler, fasulye türleri, kabuklu yiyecekler, kökü tüketilen bitkiler, meyveler, et ürünleri ve balık) yukarıdaki hesaplamaya katılmamıştır. Dünyadaki her bireyi şişmanlatacak kadar- birey başına yaklaşık olarak günde 2 kg-  yiyecek üretilir: 1kg tahıl, fasulye ve kabuklu yiyecek; 500 gr civarında sebze ve meyve; bir diğer 500 gr et ürünleri, süt ürünleri ve yumurta.  Hatta kıtlığın en çok yaşandığı ülkelerde bile her bir fert için gerekli günlük besin üretilir. Bu ülkelerden birçoğu gıda ve diğer tarımsal ürünler yönüyle ihracatçı konumundadır.

2. Doğal Kaynaklar Kıtlığa Sebebiyet Vermektedir…

Gerçek: Doğal kaynakları suçlu ilan etmek kolaycılığa kaçmaktır. İnsanoğlunun kendi gücü, insanlığı tabiattaki değişikliklere karşı korunaksız bırakmaktadır. Satın alma gücü olanlar için yiyecek her zaman mevcuttur – açlık sadece fakirleri vurur.  Asya, Afrika veya başka yerlerde milyonlar açlık felaketi ile burun buruna yaşarlar, çünkü az ama oldukça güçlü bir gurup tarafından borç içine bırakılmış şekilde toprağa muhtaç edilmiş ya da çok ciddi derecede az bir gelirle hayatlarını sürdürmek zorunda bırakılmışlardır. Aynı şekilde Amerika’da birçok evsiz kış aylarında soğuktan donarak ölür, ancak sorumluluk hava koşullarının değildir. Gerçek suçlu herkese eşit imkan sağlamayan ekonomi ve ekonomik verimliliği her şeyin önüne koyan toplumdur.

3. Çok Fazla İnsan Var…

Gerçek: Doğum oranında dünya çapında hızlı düşüş üçüncü dünya tabir edilen bölgelerdeki demografik geçiş (doğum oranlarının erken ölüm oranlarına karşılık düşüşe geçmesi)  ile paralellik arz etmektedir.  Hızlı nüfus artışının dünyanın bir çok bölgesinde ciddi bir sorun oluşturmasına karşın, hiç bir bölgede popülasyon yoğunluğu açlığın açıklaması değildir. Her bir Bangladeş (açlık ile malul ve yoğun popülâsyona sahip) örneği için  Bolivya, Brezilya ve Nijerya gibi açlığın gıda bolluğu ile kol kola olduğu örneklere rastlarız. Ekilebilir arazinin, Honduras şehrinin ekilebilir tarım arazisine nazaran % 50 daha az olmasına karşın, Kosta Rika şehrinde yaşayan bireylerin ortalama yaşam süreleri (iyi beslenmenin bir ölçütü olarak kabul edilince) Honduras halkından yaklaşık 11 yıl daha fazladır. Hızlı nüfus artışı açlığın asıl sebebi değildir. Açlığın kendisi gibi o da eşitsizliğin ve mahrum bırakılmışlığın - özelliklede fakir kadınlar açısından-  bir sonucudur. Hızlı nüfus artışı ve açlık genellikle  toprak sahibi olmanın, iş olanaklarının, sağlık hizmetlerinin, eğitimin ve emekliliğin insanların ulaşabileceğinin çok ötesinde olduğu toplumlara hastır.   Çin, Sri Lanka, Kolombiya, Küba ve Hindistan’ın Kerala eyaleti gibi üçüncü dünya toplumlarında nüfus artışındaki başarılı, erken ve hızlı düşüş fakir kitlenin özelliklede fakir kadınların yaşam şartlarının geliştirilmesinin nüfus artış hızının kesilmesi için bir zorunluluk olduğunu ispatlamıştır.

4. Ya Çevre Ya Besin…

Gerçek: Besin üretme kaynaklarımızı engelleyecek bir çevresel kriz için endişelenebiliriz, ancak dünyanın besin ihtiyacı ile çevre arasında bir tercih yapmak zorunda değiliz. Dünyada açlığı ortadan kaldırma çabaları çevresel krizlere yol açmamaktadır.  Orman yıkımlarının asıl sorumlusu gelişmiş ülkelerdeki kar sağlama amacı ön planda olan dev şirketlerdir. Üçüncü dünya ülkelerinde kullanılan pestisidlerin (böcek zehiri) büyük çoğunluğu açlığa çözüm olacak ürünlerden ziyade ihraç edilen ürünler için kullanılmaktadır. Buna ilaveten ABD de kullanılan pestisidlerin büyük çoğunluğu da lekesiz ürünler üretme ve kozmetik (bitkinin görünüşüne hitap eder) amaçlıdır; besin kalitesini geliştirmeye dönük değildir.

Ancak bunun içini bile alternatifler vardır ve birçoğu  uygulanabilir düzeydedir. ABD’de organik tarım yapan çiftçiler alternatif tarımın fizibilitesi için iyi bir örnektirler. Küba’nın son yıllardaki kendi kendine yetebilir, sürdürülebilir ve hemen hemen tamamı ile pestisidsiz tarımsal ürünler üretme başarısı ise verilebilecek bir diğer güzel örnektir. Gerçekte çevreye zararı olmayan tarımsal alternatifler cevre üzerinde yıkıcı etkiye  sahip olanlara nazaran üretimde çok daha başarılıdırlar.

5. Büyük Çiftliklere İhtiyaç Vardır…

Gerçek: Çoğunlukla en verimli toprakların sahipleri, toprağın büyük bir kısmını atıl halde bırakmaktadırlar. Adil olmayan toprak reformu tarım arazilerini en etkisiz üreticilerin eline bırakır. Buna karşılık küçük çiftçiler tipik olarak hektar başına 4–5 kat daha fazla ürün elde ederler zira ellerindeki toprağı daha yoğun kullanmakla birlikte, daha bütüncül ve çoğunlukla çok daha sürdürülebilir üretim sistemlerine başvururlar. Toprağı uzun sure kullanma güvencesinin eksikliği ile üçüncü dünya ülkelerinde tarla  kiracısı konumundaki birçok çiftçi, toprağın gelişimi için yatırımda bulunmak, ekin rotasyonu veya nadasa bırakmak gibi toprağın kalitesini arttıracak durumlardan uzaktırlar.  Gelecekteki gıda üretimi daha bugünden baltalanmaktadır. Kapsamlı bir toprak reformunun Japonya’dan Tayvan’a oradan da Zimbabwe’ye değin değişik ülkelerde, üretimi  belirgin bir şekilde arttırdığı tecrübe edilmiştir.  Bunun yanında, Dünya Bankasının yaptığı bir çalışma Kuzeydoğu Brezilya’da küçük holdinglere dağıtılacak toprakların üretimi % 80 oranında arttırabileceğini hesaplamıştır.