Karbonhidratların Hastalık Tedavisindeki Rolü Karbonhidratların Hastalık Tedavisindeki Rolü
  Üye Olmak Istiyorum! | Şifremi Unuttum!Login:   Şifre:  
:: Ana sayfa » Fark etmeden diyet » BAZI HASTALIKLARDA BESLENME » Karbonhidratların Hastalık Tedavisindeki Rolü ::

Karbonhidratların Hastalık Tedavisindeki Rolü

Karbonhidratların Hastalık Tedavisindeki Rolü

Karbonhidratlar hastalık oluşumunu veya hastalıklarla ilişkili risk faktörlerini fizyolojik olarak ve metabolik prosesler yolu ile etkileyebilmektedir. Bu nedenle de obezite, diyabet, bozulmuş glikoz toleransı, reaktif hipoglisemi, kardiyovasküler hastalıklar, kolon kanseri, konstipasyon, divertiküler hastalıklar, hemoroid ve diş çürükleri olarak sayılabilecek birçok hastalığın önlenmesinde, bu hastalıkların oluşumunda ve tedavisinde etkin rol alan makro bir besin öğesidir. Ayrıca galaktozemia, glikojen depo hastalığı, fruktoz intoleransı ve laktoz intoleransı gibi metabolik hastalıkların tedavisinde de karbonhidratların önemli rolü vardır.
Polimerizasyon derecesine göre; şekerler, oligosakkaritler ve polisakkaritler olarak sınıflandırılan karbonhidratların fizyolojik etkileri;

  • Enerji sağlarlar.
  • Tokluk hissini arttırırlar ve mide boşalma hızını yavaşlatır.
  • Kan glikoz ve insülin düzeyini kontrol ederler.
  • Proteinlerin glikolizasyonunda rol alır.
  • Safra asitlerinin dehidroksilasyonunda etkindir.
  • Kolesterol ve trigliserit metabolizmasında rol alır.
  • Fermentasyon rolü ile hidrojen/metan, kısa zincirli yağ asitleri üretimi ve kolon epitel hücre fonksiyonunun kontrolünde etkindir.
  • Mikrobik biyokütleyi arttırır. Barsak çalışmasında olumlu etkisi olan ve patojen mikropların çoğalmasını engelleyen bifidobakterilerin üremesini uyarır.
  • Laksatif etkisi vardır.
Karbonhidratlar ve Obezite

Karbonhidratlar ve Obezite

Obezite bugün gelişmiş ve gelişmekte olan  ülkelerin en önemli medikal problemleri arasındadır. Bu problemle savaşmak için resmi ve medikal otoritelerin önerileri yağ ve şeker tüketiminin azaltılması, kompleks karbonhidrat tüketiminin arttırılması yönündedir. Yağ tüketiminin dışında diğer diyetsel faktörlerin obezitenin önlenmesinde ve tedavisinde önemli rolü olabileceği de bildirilmektedir. Bu faktörlerin birinin glisemik indeks  olduğu savunulmaktadır. Karbonhidratlar özellikle de posa içeriği yüksek olan oligosakkaridler ve polisakkaridler tokluk hissi oluşturarak enerji alımını kontrol edebilir ve obezitenin gelişmesinde riski azaltabilir.

Karbonhidratlar ve Diyabet

Birçok epidemiyolojik ve klinik çalışma sonuçları nişasta olmayan polisakkaritlerden zengin ve glisemik indeksi düşük karbonhidratlı yiyecekleri içeren diyetin; bozulmuş glikoz toleransı ve reaktif hipogliseminin tedavisinde olumlu etkisinin olduğunu ve Tip 2 diyabet riskinin gelişim hızını azalttığını, glisemi ve insülinemi regülasyonunu sağladığını ve uzun dönemde HbA1c düzeylerini düşürdüğünü göstermektedir.

Dirençli nişasta ve suda çözünür posadan zengin yiyeceklerin tüketilmesinin diyabetle ilişkili mortalite oranını azalttığı, tam taneli tahıl ve tahıl posası tüketiminin yaşlı kadınlarda Tip 2 diyabete karşı koruyucu olduğu bildirilmiştir. Kolonda bakteriyel karbonhidrat fermentasyonunun en önemli substratı olan dirençli nişasta kolon sağlığı için önemlidir. Dirençli nişastadan zengin diyetlerde bakteriyel beta-glukosidaz aktivitesinin % 26 arttığı, safra asitlerinin fekal konsantrasyonunun % 30 azaldığı saptanmıştır.

Dirençli nişastadan zengin öğün sonrası postprandiyal gliseminin % 32, trigliserideminin % 26 azaldığı saptanmıştır. Patatesin glisemik indeksi yüksektir, bu nedenle de diyabetlilere verilen beslenme tedavisinde sıkça yenilmesi önerilmemektedir.

Tahıl nişastası % 20-30 oranında amiloz içerir. Amilozun sindirim enzimleri tarafından hidrolizi yavaş olduğundan amiloz oranı yüksek nişastalı yiyeceklerin glisemik indeksleri düşüktür. Amiloz içeriği yüksek nişastalı yiyecekler; postprandiyal glikoz ve insulin cevabındaki artışları azaltır. Hiperglisemi ve hipertrigliseridemi denetiminde yardımcıdır.
Amiloz oranı yüksek nişastalı yiyeceklerde dirençli nişasta miktarının fazla olduğu, noktürnal hipoglisemi ve glikojen depo hastalığında, çiğ mısır nişastası hipoglisemiyi önleyerek kan glikoz seviyelerinin kontrolünü sağlamaktadır.

Diyette sükroz tüketiminin fazla olmasının lipemi üzerindeki olumsuz etkileri konusu tam olarak açıklık kazanmamıştır. Günlük enerjinin % 19’ unun ve %3 ‘ ünün sükrozdan karşılandığı diyetlerin açlık ve postprandiyel glisemi, serum kolesterol ve trigliserit düzeylerine farklı bir etkisi olmadığı bildirilmektedir. Fakat sükroz içeren hamur tatlıları gibi yiyeceklerin yağ içerikleri de göz önüne alınmalıdır. ADA günlük enerjinin % 5’ inin sükrozdan sağlanabileceğini bildirmektedir.

Diyetteki fruktoz izokalorik sükroz ve birçok nişastalı yiyeceğe oranla daha düşük glisemi yanıtı oluşturmaktadır. Bu sanayide fruktozun tatlandırıcı olarak kullanılmasının nedenini açıklamaktadır. Bununla birikte fazla miktarda fruktoz tüketiminin istenmeyen potansiyel etkisi serum kolesterol ve özellikle LDL kolesterol düzeylerini yükseltmesidir.

Aynı zamanda diyet posasının fizyolojik etkileri çözünürlüğü ile de ilişkilidir. Çözünür posa tokluk  hissi sağlar. Diyet posasının en zengin kaynakları; tam buğday taneleri, saflaştırılmış tahıl ürünleri, kuru baklagiller, sebzeler ve meyvelerdir. Postprandiyal glikoz ve insülin düzeylerinin kontrolünü sağlar. Hipolipidemik etki gösterir. Bu nedenle obezite, diyabet, bozulmuş glikoz toleransı, reaktif hipoglisemi ve hiperlipidemi tedavisinde önemlidir. Çözünmez posa barsaklarda hacim oluşturur, dışkı hacmini arttırır ve barsaktan geçiş zamanını  düzenler. Bu nedenle kolon rektum kanseri, konstipasyon, divertikül hastalıkların önlenmesinde ve tedavisinde önemlidir.

Karbonhidratlar ve Kardiyovasküler Hastalıklar

Karbonhidratlar ve Kardiyovasküler Hastalıklar

Koroner kalp hastalığı riskinin azaltılması ve tedavisi ile ilgili diyet önerilerinin temelini karbonhidrat tüketiminin arttırılması ve yağ tüketiminin azaltılması prensibi oluşturmaktadır. Ancak yüksek karbonhidratlı düşük yağlı diyetlerin diyabetik ve nondiyabetiklerde tanımlanmış olumsuz etkisi HDL kolesterol düzeylerinin düşmesidir ve bu etkisine sıklıkla rastlanmaktadır. Bu nedenle de yüksek karbonhidratlı diyetlerin posa yönünden zengin olması gerektiği bilinmektedir.

Kan kolesterol düzeyi deneysel ve epidemiyolojik araştırma sonuçlarında et ve yağ tüketimi ile doğrusal kuru baklagil ve posa tüketimi ile ters yönlü ilintili bulunmuştur. Enerjilerinin % 50 ‘ sini frukto oligosakkaritlerden karşılayan Avustralya yerlilerinde aterosklerotik vasküler hastalıkların görülmemesi karbonhidratların ve posanın önemini vurgulamaktadır. Buğday kepeği, guar gum, pektin, yulaf kepeği fekal safra asit atımını arttırır. Sindirilmeyen oligosakkaritler ve nişasta olmayan polisakkaridler kolesterol değişimini arttırarak plazma kolesterol düzeylerini düşürür. Tahıl, kurubaklagil, meyve ve sebze kombinasyonundan oluşmuş yiyeceklerin karbonhidrat kaynağı olarak kullanılması kardiyovasküler risk faktörlerini azaltmaktadır. 

Karbonhidratlar ve Kolon Kanseri

Yetersiz posa alımı sindirim sistemi kanserleri özellikle de kolon rektum kanseri ile ilişkilidir.  Bu konuda yapılan çalışmaların sonuçları tahıl ve tahıl posasının kuvvetli koruyucu etkisini vurgulamaktadır. Mono-di ve oligosakkarit tüketimi ve kolon kanseri oluşumu arasında pozitif bir korelasyon vardır.

İsrail enginarı, soğan, sarımsak, mantar, hindiba kökü, pırasa, muz, buğday, çavdar, arpa, inülin ve oligofruktozdan zengindir. Son 10 yılda yapılan çalışmalar prekanserojen lezyonların gelişiminde inhibitör olan prebiyotik ve probiyotik tüketimi ile kolon kanserinin gelişimi arasında direkt bir ilişki olduğu da desteklenmektedir.

Posanın kolon kanserini önleyici etkileri:

  • Dışkı hacmini ve dışkılama sayısını arttırır. Buğday kepeğinin dışkı hacmini arttırıcı etkisi oligofruktoz, inülin, pektin ve guar gumdan fazladır.
  • Barsaklardaki atıkların kalış süresini kısaltarak zararlı maddelerin barsak hücreleri ile temasını önler.
  • Kolondaki kütleyi seyreltir, mutajen ve karsinojen yoğunluğunu azaltır.
  • Kolon içeriğinin toksisitesini azaltarak, bifidobakterilerin büyümesini stimüle ederek prekanserojen lezyonların gelişimini inhibe eder.
  • Fermente olan posanın oluşturduğu kısa zincirli yağ asitleri ortam pH’ sını asit yaparak, mikropların kanserojen üretmelerini önler.

Karbonhidratlar ve Ağız Sağlığı

Şekerli yiyecek tüketim sıklığı ile diş çürüğü arasında yakın bir ilişki vardır. Diş çürüğü oluşumunda glikoz, sükroz ve fruktozun etkisinin benzer olduğu bildirilmektedir. Sorbitol, ksilitol, mannitol, maltitol, eritritol, laktitol ve isomalt olarak bilinen şeker alkolleri sindirim kanallarından yavaş absorbe olduklarından kan glikoz düzeyindeki hızlı yükselmeyi önlerler. 30 g veya daha fazla kullanılmalarının laksatif etkisi vardır.

Çocuklar üzerinde yapılan çalışmaların sonuçları şeker tüketim sıklığının artmasının diş çürümesini sağlayan temel etken olmadığını, ağız hijyeninin sağlanmasının; diş fırçalama ve floridli diş macunu kullanmanın riski % 75 azalttığını göstermektedir.

Sonuç Olarak

Karbonhidratlar özellikle de sindirilmeyen oligosakkaridler ve nişasta olmayan polisakkaridler; obezite, diyabet, bozulmuş glikoz toleransı, reaktif hipoglisemi, kardiyovasküler hastalıklar, kolon kanseri, konstipasyon, divertiküler hastalıklar,  hemoroid, diş çürükleri gibi çeşitli hastalıkların önlenmesinde ve tedavisinde önemli rol oynarlar. Sağlıkta ve hastalıkta; tahıl, tahıl posası, kuru baklagiller, sebze ve meyvede bulunan bu önemli öğelerin özellikleri göz önüne alınmalıdır.