Obezitenin Tedavisine Pratik Yaklaşımlar Konusunda Uluslararası Konferans İçeriği
- Harvard Tıp Fakültesi Beslenme Bölümü Şefi ve Kursun Direktörü George L. Blackburn, açılış konuşmasında şişmanlığın medikal komplikasyonları, ağırlığın regülasyonunda moleküler fizyoloji hakkında küçük bilgilendirmeden sonra aslında önemli olanın daha iyi bir sağlık için az yemek yemek ve daha fazla fiziksel aktivite yapmanın önemli olduğunu söyledi.
Harvard Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Beslenme Bölümü Öğretim Üyesi Frank Hu şişmanlığı tanımlarken, beden kitle indeksi 30 ve üzeri olduğunda β hücrelerinin bozulduğunu, normal bireyde ise β hücrelerinin normal fonksiyonlarını devam ettirdiğini söyledi. Şişmanlığı değerlendirirken tek başına beden kitle indeksini kullanmamak gerektiğini, mutlaka karın bölgesindeki yağın ölçümünde bel çevresi değerlendirmesinin yapılmasını önerdi. Kadınlarda 85 cm, erkeklerde 102 cm’in üzerinde olması risk faktörü olarak kabul edilmektedir.
Shanghai Women’s Health Statü çalışmasını örnek gösteren Frank, özellikle bel ve kalça oranındaki artışın kadınlarda kardiyovasküler hastalıklardan ölüme neden olduğunu belirtti.
Toplantıda insülin direnci ile artereoskleroz arasında pozitif bir ilişki olduğu açıklandı. Özellikle insülin rezistansı olan şişman bireylerde yeni bir kriter olan trigiliserit / HDL oranının mutlaka değerlendirmesi gerektiği bildirildi.
Şişmanlıkta adiposit ürünlerinin (adinopektin, leptin, rezistin, hipo protein lipaz, CRP, TNF) kardiyometabolik etkileri olduğunu kilo alımı ile birlikte inflamasyon aterosklerozis, hipertansiyon, tip 2, diyabet, trombozise neden olduğu bildirildi.
Toplantıda en fazla adinopektin üzerinde duruldu. Adinopektinlerin insülin duyarlılığına, beden kitle indeksi ile ilişkilerinin kuvvetli olması nedeniyle mutlaka değerlendirilmesi gerektiği, serum konsantrasyonlarınında 5-10mg/ml arasında olmasının uygun olduğu söylendi.
Yeni bir kavram olan retinol bağlayıcı protein 4’ün şişmanlığı ve insülin duyarlılığı arasında önemli ilişki olduğu belirlendi. Şişmanlıktan korunmak için serum retinol bağlayıcı protein 4 faktörünün mutlaka düşük olması gerektiği bilgisi verildi.
Purdue Üniversitesi Beslenme ve Diyet Bölümü Öğretim Üyesi Richard Mattes beslenmemizde iştahın nasıl bir rolü olduğu konuşması büyük ilgi gördü. Temelde problemin 1. enerji dengesinde, 2. besinin kısıtlanmasında, 3. ise besinin yasaklanmasında oluşan dengesizliklerden kaynaklandığını bildirdi. Özellikle fiziksel aktivite yapan bireylerde iştahın uyarıldığı, yüksek enerjiyi CHO’lardan ve yağlardan sağlayan bireylerinde iştahlarının sürekli açık olduğunu belirtti.
Açıklamayı tanımlarken; öğünden ne kadar önce yemek yenildiği ve en son hangi büyüklükte besin tükettiği metabolik durum ve somatik etkenlerinde bir arada düşünüldüğü fizyolojik durum olduğu açıklandı.
Yapılan çalışmalarda öğünün miktarı ve yemek alışkanlığının bireyin açlığı üzerinde olumlu etkilerinin olduğu belirtilmiştir.
Richard Mattes karbonhidratlar ve iştah, besin seçimi ve enerji dengesi arasında bir karmaşanın olduğunu, bu nedenle glisemik yükü (indeksi) düşük olan besinlerin seçiminin açlığı baskıladığı, leptin, insülin ve grelin hormonlarının çalışmasında da olumlu katkılar sağladığını belirtmiştir.
Yüksek glikoz içeren besin tüketildiğinde insülin salınmakta kan glikozu düşmekte, açlık tetiklenmekte, besin alımı artmakta enerji dengesi bozularak ağırlıkta artmaktadır.
Ancak bazı bireyler glikoz yerine yüksek fruktoz içeren glisemik indeksi düşük görünen besini tükettiğinde de insülin düzeyi düşerek serum leptin düzeyi de aynen glikoz içeren bir ürün gibi açlık tetiklenmekte, vücut ağırlığı da artmaktadır. Bu nedenle glisemik indeksi düşük besinler seçilirken dikkat edilmelidir. Bireyler acıktığında en çok midede kazınma, midede asit artışı, baş ağrısı, baş dönmesi, anksiyete, konsantrasyon kaybının oluştuğu belirtilmektedir. Bilimsel olarak “iştahın hiç bir zaman ölçülebilecek bir parametre olmadığı” açıklanmıştır. İştah, enerji alımı ve harcaması arasında bir köprü kurarken yeterli enerji alımı ile kontrol edilebilen ancak akut streslerden korunduğunda da kontrol edilebilen mekanizmadır.
- Kaliforniya Üniversitesi Beslenme ve Tıp Bölümü Öğretim Üyesi Greenwood, salgın hastalık olan şişmanlığın genetik kompanentler açısından güçlü etkinin olduğunu ve yaklaşık olarak genetim geçişin %30-70 arasında olduğunu söyledi. Hala şişmanlığın bilinmeyen yönünün %10 olduğunu belirtti. Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Obezite Kontrolü Politikası geliştirmiştir.
- Mayo Klinik Beslenme Profesörü Donald D. Hensrud
şişmanlığın klinik yönünü anlattı. Amerika Birleşik Devletlerinde 2006 yılı verileri, toplam nüfusun % 32 si şişman, % 66 sının ise hafif şişman olduğu bildirilmiştir. Şişmanlığın getirdiği sağlık sorunlarının uzun uzun tartışıldığı toplantıda birçok klinik sorunda tanımlandı. Bunlar; Tip 2 DM, hipertansiyon, dislipidemi (yüksek trigliserid ve LDL kolesterol , düşük HDL kolesterol düzeyi), koroner arter hastalığı, inme, birçok kanser çeşidi, solunum yolu hastalıkları (uyku apnesi, astım, hipoventilasyon sendromu), osteoartirit, kolestasis, gastro özefajiyal reflü, karaciğerde yağlanma, jinekolojik sorunlar (anormal adet kanamaları, kısırlık, polikistik yumurtalık sendromu), deri problemleri ( selülit), ameliyat olacak bireylerde ve gebelik yaşayan annelerin bu süreçlerde komplikasyon riskleri yükseldiği olarak bildirildi.
- Metabolik sendromun yaygınlaştığı, şişman hastaların mutlaka bu açıdan değerlendirilmesi gerekliliği belirtildi. Bireyde metabolik sendrom olma kriterlerini Profesör Hensrud şöyle açıkladı. Bel çevresi erkeklerde 102 cm, kadınlarda 88 cm üzerinde olması, kan yağı olan trigliseridin 150 mg/dL’nin üzerinde olması, HDL_kolesterol (iyi huylu) erkeklerde 40 mg/dL, kadınlarda 50 mg/dl’in altında olması, kan şekerinin 110 mg/dL’in üzerine çıkması, kan basıncının ise 130/85’in üzerinde olması olarak belirttiler. Eğer bu faktörlerden en az 3’üne sahip iseniz metabolik sendromunuz var demektir.
- Kilo değişikliğine etken olan ilaçlar da toplantıda anlatılan en önemli konulardan biri idi. Bu nedenle ilaç kullananların ilaç prospektüsüne bakıp bu etken maddeleri kesinlikle kontrol etmeleri uyarı bulunuldu. Kilo almaya neden olan etken maddeler; kortikosteroidlerden prednisone, antidiyabetiklerden insülin, antikonvülzanlardan karbamazepin, duygu dengeleyicilerden lityum, antidepresanlardan olanzapin, antihipertansiflerden propranol, oral kontraseptiklerden depo-progesteron etken maddelerdir. Kilo kaybına neden olan etken maddeler ise; anidiyabetiklerden metformin, antikonvülzanlardan topiramate, antidepresanlardan bupropion olarak bildirildi.
- Kilo alımına etken olan risk faktörleri de şöyle sıralandı: Endokrin-metabolizma hipotroidi, düşük metabolizma hızı, gebelik dönemi ortalama ayda 1.5-3 kg arasında kilo alımına neden olmaktadır denildi. Sigara bırakma ile bireyler ayda ortalama 2-4 kg arasında kilo alma riskine sahip olduğu bildirildi. Ayrıca sigara ve alkol kullanımı vücutta yağlanmaya neden olduğu bilimsel çalışmalarla desteklendi. Yetersiz uyku bireylerin kilo almasına neden olduğu anlatıldı ve günde 8 saatin üzerinde uyumak yağlanmaya neden olurken, 5 saatin altında uyumak da yağlanmayı artıyor buna dikkat edilmesi gerektiği belirtildi. Ve en son olarak yo-yo diyet tedavisi bazal metabolizma hızını azaltmakta bireyin daha çok kilo almasına neden bu riskin ortadan kaldırılması için bireylerin bir defa da kendi yaşam koşullarına uygun bir beslenme planı ile kiloyu vermelerinin en uygun yöntem olduğu tekrarlandı.
- Kilo almaya neden olan diyetsel faktörler ise şöyle belirtildi. Bireyin kalori alımını arttıran, ev dışında yemek yeme, büyük porsiyonlarda besin tüketme, çeşitli besinlerden fazla yeme, rafine besinlerin fazla tüketilmesi şekerli içecekler, pizza ve abur cubur yemenin sıklaşması olarak belirtildi. Ayrıca diyetin yağ içeriğinin ve şeker içeriğinin devamlı olarak artması bireyde bel çevresini arttırdığı bu nedenle yüksek lif içeren ve düşük yağlı diyetlerin kilo verme ve korumada en iyi yol olduğu bildirildi.
- Şişman bireylerin kan paneli de aslında tüp tüp kan alınarak ve birçok gerek olmayan tetkiklerle dolu olmaması gerektiği anlatıldı. Kilo vermeye başlayacak olan bireyde kan paeli şöyle belirlendi. Açlık kan şekeri, TSH, kan kolesterol, LDL, HDL kolesterol, trigliserit, AST, 24 satlik idrar kortisol ve dexamethasone supperison testi yapılmasının yeterli olacağı belirtildi.
- Kilo vermek için uygulanan yöntemler tek tek tartışıldı. Dünyada güncel olarak uygulanan diyet yöntemleri şunlardır: Günde normal zamanda alınan günlük enerjinin 500-1000 kalori azaltma yapılarak erkeklerde 1200-1600 kalori, kadınlarda 1000-1200 kalorilik diyetlerin uygulandığı sistem, yağ sayma diyetleri, puanlama sistemi diyetleri, alternatif besin seçme diyeti, besin tipine göre porsiyon azaltma diyetleri, çok düşük kalorili diyetler, sıvı besinlerle öğün planlama, enerji yoğunluğu diyetleridir. Son zamanlarda yeni bir kavram olan Harvard Tıp Fakültesi Beslenme Bilimlerinin de önerdiği ENERJİ YOĞUNLUĞU diyetlerini tavsiye etmektedir.
- Enerji Yoğunluğu Diyeti nedir? Besinin ağırlığı ile kalori arasındaki ilişkidir. Özetlemek gerekirse; besinin her gramının kalorisinin oluşturduğu yoğunluktur. Bu terminolojide besinler 3 kategoriye ayrılmıştır. Yüksek enerji yoğunluğuna sahip besinler: bisküviler, krakerler, tereyağı, yağlı etlerdir. Bu besinlerin her gramları 4-9 kalori arasında enerji içeriğine sahiptir. Bu besinlerin çok tüketimi şişmanlık için en önemli risk besinlerini oluşturmaktadır. Orta enerji yoğunluğuna sahip besinler: kurutulmuş meyveler, humus, yarım yağlı peynirlerdir. Bu besinlerin her gramı yaklaşık 1,5-4 kalori enerji içermektedir. Bu besinler kilo verme de ve korumada tampon besinler olarak belirtilmektedir. Düşük enerji yoğunluğuna sahip besiler ise taze meyve ve sebzeler, yağsız süt ve süt ürünleri, çorbalardır. Bu besinlerin her gramı 0-1.5 kalori enerji içermektedir. Bu nedenle bu besinler bireylerin hem kilo vermelerinde kolaylı sağlarken hem de vücut yağ kitlelerinin azalmasında sihirli etkiye sahip olup, kas kitlelerinin korunmasında önemli besinlerdir denilmektedir. 2005 yılında yayınlanan Amerikalılar için Besin rehberinde de belirtilen; kilo yönetiminde yüksek enerji yoğunluklu besinlerin yerine taze sebze ve meyvelerin eklenmesi, doygunluğu arttırmakta, aşırı yemeyi durdurmakta, gün içerisinde alınan enerjiyi de azaltmaktadır. Besinin içerisindeki su ve diyet lifi arttıkça besinin enerji yoğunluğu azalmakta böylece kilo vermek doyarak ve daha kolay bir yolla yağ yakımı sağlanmaktadır.
- Harvard Tıp Fakültesi Beslenme komitesi artık bireylerin “daha az para harcayarak, daha fazla yemek yenilerek” kilo verilmesi tezi üzerinde hem fikirdedirler.
Buna Harvard Tıp Fakültesi Diyeti ile örnek verdiler. Yüksek diyet lifi içeren düşük yağlı Enerji yoğunluğu düşük kilo verdirme diyeti:
Kahvaltı: 1 küçük boy muz 1 yumurta 1 ince dilim buğday ekmeği 1 su bardağı yağsız süt Açık çay
Ara: 1 adet kabuklu armut ve 1 su bardağı su
Öğle: 160 gram ton veya somon balığı (fırınlanmış) 1 kase haşlanmış sebze (brokoli, havuç, taze fasulye) 1 ince dilim buğday ekmeği
Ara: 1 adet kabuklu elma ve 1 su bardağı su Akşam: 1 avuç içi kadar derisiz hindi veya tavuk et ( haşlanmış) ½ orta boy veya 3 yemek kaşığı haşlanmış mısır 1 su bardağı su
Ara: 1 su bardağı yağsız süt içerisine yüksek lif içeren 4 yemek kaşığı tahıl gevreği
- Özellikle yemek yeme zamanlarının gün içerisinde 3,5-4 saatte bir olmasının en iyi kilo verimi ve koruma için etkin bir yol olduğu bildirildi.
Tufts Tıp Fakültesinden Profesör Scott Shikora kilo verme sürecinde diyet destekleyici kullanmanın uygun olmadığını söyledi. Vitamin, mineral ve antioksidanların da birer ilaç olduğunun unutulmaması gerektiği anlatıldı. Kilo kaybı sağlayacak herhangi bir vitamin, mineral ve destekleyicinin daha tıbbi çalışmalarda kanıtlanmadığını da bildirdi.
- Kilo vermeye çalışan bireylerin hedef kilolarını belirlemede hayal edilen kilolar yerine gerçekçi kilolar olması gerektiği bildirildi. Bunun için Profesör Gary Foster’ın yaptığı çalışma etkileyici idi. 48 hafta boyunca diyet tedavisinde olan 45 kadının ortalama 16 kg kayıpları sonunda sorulan sorularda; kadınların % 9’u ancak verdikleri kilodan mutlu olduğunu, % 24’ünün verdiği kilonun idare edeceğini, % 20’sinin hiç memnun olmadığını ve daha çok kilo vermesi gerektiğini, % 47’sinin ise kilomu verdim ama hala başarılı değilim daha kaç kilo verebilirim gibi karmaşalarla diyet tedavisine devam ettiklerini gözlemlediler. Aslında tüm kilo veren kadınlar benzer özelliklere sahip olup, artık sağlık profesyonelleri tarafından önerilen sağlıklı kilolarına gelmişlerdi. Bu nedenle Gray, özellikle beklenti dışı kilo verimlerinin bireyin davranış değişikliğinde negatif etki yaratacağını bildirdi. İşte bu gerçekçi olmayan vücut ağırlıklarını hayal eden kadınların yaşam boyunca kilo ile mücadele edeceğini bildirdi.
- Harvard Tıp Fakültesi Beslenme Bölümünün önerdiği kilo verirken mutlaka bulundurulması gereken besinleri de şöyle belirtti. Domates ve ürünleri; içerdikleri karotenoid, lutein aktif bileşenleri nedeniyle LDL kolesterolü düşürmekte, tansiyona iyi gelmektedir. Tümör oluşumunu da yavaşlattığı için vazgeçilmez besinlerden biri olmalıdır denildi. Yeşil çay detoksifikasyonda çok etken mutlaka 4 fincan gün içilmesi önerildi. Soya içerdiği isoflavonlar sayesinde osteoporozdan koruyarak, iyi huylu kolesterolün yükseltilmesinde kilo verme süresince oldukça etkili olduğu açıklandı. Soğan, sarımsak ve pırasa ise süper üçlü olarak belirtildi. Kolesterol ve yağ sentezini azalttığı, kan basıncını düşürdüğü bildirildi. Brokoli, lahana çeşitleri, karnabahar içerdikleri sülfaranlar ve isotiyosiyonatlar içermesi nedeniyle zayıflama diyetlerinin baş tacı olması gerektiği belirtildi. Güçlü kanserojen aktivasyonunu engellemesi ile de sağlıklı beslenmede bulunması gerektiği vurgulandı. Zayıflama diyetlerinde somon, ton balığı gibi yağlı balıların fırınlanarak yenilmesi gerektiği kalp sağlığı açısından önemli bir yere sahip olan bu besinlerin kilo verme ile oluşacak dikkat kaybının ortadan kaldıracağı belirtildi. Kan şekeri düzeyini koruyan taze sebze ve meyvelerle, kuru baklagilleri zayıflama diyetlerinde her öğün mutlaka birinin bulunması gerektiği bildirildi. Son olarak muz, enginarın içerdiği inülin maddesi nedeniyle de sindirim sistemi sağlığını koruduğu ve bağışıklık sistemini arttırdığı bu nedenle zayıflama diyetlerinde yer almasının en doğru seçim olacağı bildirildi.
|