Vücut Ağırlığının Denetiminde Karbonhidratların RolüObezitenin nedenleri arasında karbonhidratların rolü olduğunu gösteren direkt kanıtlar yoktur. Karbonhidratlar özellikle posa içeriği yüksek olan kompleks karbonhidratlar tokluk hissi oluşturarak, enerji alımını kontrol ettiği ve obezitenin gelişmesindeki riski azaltabildiği bildirilmektedir. Düşük posalı diyetler vücut ağırlığının artması ile ilişkilidir. Yağ tüketimi dışında diyetsel faktörlerin obezitenin önlenmesinde ve tedavisinde önemli rolü olabileceği belirtilmektedir.
Diyet bileşenlerinin temel özelliklerini karşılaştırdığımızda yağlara kıyasla karbonhidratların enerji yoğunluğunun düşük, açlığı bastırma yönündeki etkisinin yüksek, depo kapasitesinin düşük olduğu görülmektedir. Tüm bu özellikleri göz önüne alındığında karbonhidratlar yağlara oranla obezitenin gelişiminden daha az sorumlu gibi görünmektedir.
Lawton ve arkadaşlarının yaptıkları bir çalışmada obez bireylere öğlen yemeğinde düşük kalorili ve yüksek kalorili öğün verildikten 4 saat sonraki açlık yoğunluğunun düşük kalorili öğlen yemeği alanlarda daha fazla olduğu saptanmıştır. Çalışmada, akşam yemeğinde yüksek karbonhidratlı ve yüksek yağlı öğün verilmiştir. Öğlen yemeğinde düşük veya yüksek kalorili öğün alan her iki grupta yüksek karbonhidratlı akşam yemeği ile alınan kalori benzer bulunurken, yüksek yağlı akşam yemeği ile alınan kalori düşük kalorili öğlen yemeği alanlarda yüksek kalorili alanlara kıyasla 1.2 kat veya %22 oranında fazla bulunmuştur. Araştırmacılar bu bulgular ile açlık düzeyi yüksek olduğunda karbonhidrata kıyasla yüksek yağlı öğün alınmasının yağ alımını dolayısı ile enerji alımını arttırdığını göstermişlerdir. Bu çalışmanın bulguları karbonhidratların oluşturduğu doyma hissinin, yağlara kıyasla fazla olması ve enerji yoğunluğunun düşük olması nedeni ile obezitenin önlenmesinde ve tedavisindeki rolünü vurgulamaktadır.
Düşük enerji yoğunluğu olan diyetlerin ki bunlar tipik olarak yağdan kısıtlı karbonhidrattan zengin diyetlerdir, enerji alımını azaltarak ve bireylerin doyurucu porsiyonda yiyecek tüketmesine olanak sağlayarak ağırlık kaybına neden olmaktadır.
Enerji harcanmasında gıdalarla alınan enerjinin yanı sıra vücut depoları da enerji kaynağı olarak kullanılmaktadır.
Karbonhidratlar için glikojen deposu sınırlıdır (maksimum depo kapasitesi 500- 800 gr glikojen), yağlar için ise durum farklıdır ve vücudun yağlar için sınırsız depo kapasitesi mevcuttur. Karbonhidratların yağa dönüşümü normal şartlarda değil ancak aşırı karbonhidrat tüketiminde söz konusudur ve karbonhidrat tüketiminin artması yağların yakıt olarak kullanımını azaltmaktadır. İnsülinin yağ depolanmasını artırıcı yöndeki etkisi bilinmektedir.
Diyetteki yağ/ karbonhidrat oranının obezitenin göstergesi olduğu düşüncesi geçtiğimiz yıllarda yaygınlaşmıştır. Endüstrileşmiş ülkelerde obezite sıklığındaki artışın yağdan sağlanan enerji miktarındaki artış dışında karbonhidrat tüketiminin azalması ile ilişkili olduğu bildirilmektedir.
Buna karşın III. Amerikan Ulusal Sağlık ve Beslenme Ölçüm Çalışmasının sonuçları yağdan sağlanan enerji alımında yapılan basit bir azalma ile ağırlık kaybının sağlanmasında başarıya ulaşılamadığını göstermiştir.
Son 10 yılda Amerikalıların yağ tüketimini %36’dan %34’e indirmelerine karşın enerji tüketimleri 100- 300 kkal artış göstermiş, obezite sıklığı aynı dönem içinde %8 oranında artmıştır. Yağ tüketimi azaltılsa dahi enerji alımının enerji harcanmasından fazla olmasının bu sonucun alınmasında etkili olduğu bildirilmektedir. Literatürde karbonhidrat ve yağ oranına yönelik sabit bir veri yoktur ancak mevcut çalışmalar yağ/ karbonhidrat oranının karbonhidrat lehine arttırmamız gerektiğini vurgulamaktadır. |
Vücut Ağırlığının Denetiminde Yağların RolüDiyet bileşimi ve obezite ilişkisini inceleyen hayvan ve insan çalışmalarının sonuçları yüksek yağ alımının vücuttaki yağ depolarını arttırdığını ve yağların obezitenin oluşumunda önemli rol oynadığını vurgulamaktadır.
Yağ tüketimindeki azalma total enerji tüketimi ile total enerji alımı arasındaki farkı azaltmaktadır. Klinik çalışmaların sonuçları diyette yağdan gelen enerjinin %10 azalması ile 16g/ gün ağırlık azalması sağlanabildiğini göstermektedir. Bu nedenle diyette yağ tüketiminin artmasının obeziteye neden olduğu bildirilmektedir. Obezite sıklığının azalması için total enerji alımının azaltılması veya her ikisinin birden yapılması önerilmektedir. Yağdan kısıtlı diyetlerle alınan cevaplar kişinin şişmanlık durumuna göre değişiklik göstermektedir.
303 obez kadında düşük yağlı diyetin ağırlık değişikliğine etkisinin incelendiği bir çalışmada katılımcılar düşük yağlı diyet alanlar ve kontrol grubu diye ikiye ayrılmışlardır. Düşük yağlı diyetteki grupta 1 yıl sonra yağ dağılımı 45.3 g azalma (%39.2 den %21.6 ya düşmüştür) ve 3.1 kg ağırlık kaybı sağlanırken kontrol grubunda yağ alımında 8.8 g azalma ve 0.4 kg ağırlık kaybı saptanmıştır. Yapılan istatistiksel değerlendirmede, ağırlık kaybının total enerji kısıtlamasından çok yağdan gelen enerjinin azalması ile kuvvetli ilişki olduğu gösterilmiştir.
Vücut ağırlığı denetiminde tüketilen yağ miktarının azaltılmasının yeterli olduğu görüşüne karşı yağ alımı ile birlikte kalori tüketiminin de sınırlandırılması gerektiği bildirilmektedir. Aynı miktarda yağ kısıtlaması yapılan iki grup arasında ağırlık kaybının araştırıldığı bir çalışmada kadınlar için 1200, erkekler için 1500 kalorilik enerji sağlayan diyetler verilmiş, bir grupta ilave olarak enerji alımı da sınırlandırılmıştır. 16- 20 hafta süren çalışmanın sonunda, her iki grupta da vücut ağırlığında azalma saptanmış ancak enerji kısıtlaması yapılan grupta sağlanan kilo kaybı diğer gruba kıyasla daha fazla bulunmuştur (düşük yağlı diyet alanlarda 4.6 kg iken düşük yağlı, düşük enerjili grupta 8.8 kg). Ancak çalışmayı izleyen 9- 12 aylık takip döneminde gruplar arasında farklılık bulunmamakla birlikte her iki grupta da vücut ağırlığı artmıştır. Çalışmayı izleyen 9- 12 aylık takip döneminde gruplar arasında farklılık bulunmamakla birlikte her iki grupta da vücut ağırlığı artmıştır. Buna karşın yapılan diğer çalışmalarda, total enerji alımı ile birlikte yağ tüketiminin azaltılması sonucunda elde edilen ağırlık kaybı ile sadece yağ tüketiminin azaltılması ile sağlanan ağırlık kaybı arasında anlamlı bir fark olmadığı bildirilmektedir.
Yukarıda özetlenen çalışmalar düşük yağlı diyetlerin vücut ağırlığının denetiminde etkili olduğunu vurgulamaktadır ancak düşük yağ içerikli diyetlerin ağırlık kaybına etkisini araştıran çalışmaların hedef ve tasarımları açısından farklılık göstermesi bu tür diyetlerin etkisinin sorgulanmasına neden olmuştur. Düşük yağlı diyetlerin ağırlık kaybına katkısı konusunda 1966- 1998 yılları arasında 2- 12 aylık sürelerde yapılan, 1728 kişinin katıldığı 16 çalışma bulunmuştur. Hiçbir çalışmada çalışmalara alınan hastaların çalışmaya katılma kriterlerine sahip olmadığı saptanmış, kontrol grubu ile gözlem grubu arasında ağırlıktaki farklılıklarının istatistiksel olarak anlamlı olmakla birlikte 2.55 kg olduğu bildirilmiştir. Fazla miktarda basit şeker tüketiminin aşırı gıda tüketimine yol açtığına dair bir kanıt bulunmamıştır. Düşük glisemik indeksli karbonhidratlı yiyeceklerin daha doyurucu ve kardıovasküler risk profili ve insülin rezistansı üzerinde daha olumlu etkileri olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte enerjinin %25 inden fazlasının proteinden sağlandığı diyetlerde total enerji alımının azaldığı bildirilmektedir. Düşük yağlı, yüksek proteinli, sebze, meyve, tam taneli tahılları içeren, posadan zengin karbonhidratlı diyetlerin yağlı yiyeceklerden daha az kalori verdiğini ve daha doyurucu olduğunu bildiren araştırmacılar, bu diyet kompozisyonun vitamin, mineral, eser elementler ve posa yönünden zengin olması dışında kan yağları ve kan basıncı üzerinde olumlu etkisinin olduğu görüşündedirler. Diyetteki yağın azalması total enerji alımında azalma yapmaksızın normal ağırlıktaki bireylerde ağırlık artışını önlemekte, şişman kişilerde kilo kaybı sağlamaktadır.
Karbonhidratlar ile yağlar kıyaslandığında, yağın sahip olduğu düşük doyuruculuk gücü nedeni ile yağdan zengin diyetler enerji alımını arttırmaktadır. Obeziteye genetik yatkınlığı olan sedenter kişilerde yüksek yağlı diyet ağırlık artışına neden olmaktadır. Ağırlık kaybı ile diyet yağ içeriğinin azalması arasında pozitif bir ilişki vardır. Yağdan gelen enerjinin %10 azalması sonucunda obez kişilerde 5 kg ağırlık kaybının sağlandığı bildirilmektedir. Enerjinin %10’unu yağdan sağlayan diyetlerin, enerjinin %20’sini ve %30’unu yağdan sağlayan diyetlere kıyasla ağırlık kaybının oluşumunda daha etkili olduğu saptanmıştır. Lissner ve arkadaşları, enerjinin yağdan sağlanan miktarındaki azalmanın vücut ağırlığının azalmasında önemli olduğunu, diyette yağın azalması sonucunda enerji tüketimin de azaldığını göstermişlerdir.
Geleneksel kalori hesaplanmasının uygulandığı diyetlerde ise şişman kişiler eğer önerilen düşük yağlı diyet önerilerine göre davranırlarsa kilo verebilmektedirler. Kilo kaybının sağlanmasında veya korunmasındaki yetersizlik diyete uyumsuzluğun yetersizliği ile ilişkilidir. Kilo kaybının sağlanmasından bir süre sonra diyette yağın karbonhidrat yerine proteinle yer değiştirmesi gelecekte kilo artışına neden olmaktadır. Araştırmacılar obezitenin önlenmesinde ve tedavisinde diyet kompozisyonunun etkisi üzerinde daha kontrollü, uzun süreli çalışmalara ihtiyaç olduğu görüşündedirler. |