Ödem
  Üye Olmak Istiyorum! | Şifremi Unuttum!Login:   Şifre:  
:: Ana sayfa » Fark etmeden diyet » Ödem ::

Ödem

ÖdemFARK ETMEDEN DİYET SİSTEMİNDE ÖDEM SORUNUNA FARKLI BİR BAKIŞ Kadınların korkulu rüyası ödem. Özellikle kilo verme sırasında şikayet edilen en önemli klinik sorun. Ödemden kurtulmak için neler yapmalıyız? Nasıl bir yol izlemeliyiz? Bunu algılamak için “ödem dosyası” ile ilk önce oluşan bu garip durumu yakından tanıyalım.

ÖDEM NEDİR?

Ödem, yaygın karşılaşılan, vücutta sıvı birikimi olarak tanımlanan bazen de bazı ciddi hastalıkların belirtisi olan klinik bir durumdur. Ödem genelde dokular arası bölmelerde veya vücut boşluklarında sınırlı veya yaygın bir şekilde görülmektedir. Tıpta ödemi vücudun biriktiği bölmelere göre değişik şekillerde tanımlamaktayız. Örneğin ödem sıvısı deri altı dokusu ve vücut boşluklarında toplanırsa “Anazarka”, periton boşluğunda toplanırsa  Asit”, göğüs boşluğunda toplanmasına “Hidrotoraks”, perikard boşluğunda toplanmasına “Hidroperikardiyum” denilmektedir.

ÖDEMİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Ödem bireylerde; göz kapaklarında, ellerinde ve ayaklarında şişme ile kendini gösterir. Bu durumda kişiler yüzük takamaz veya ayakkabı giyinemez duruma gelirler.

ÖDEM NEDEN OLUŞUR?

Başta çok sayıda hastalık ödemin sebebidir. Bunları şöyle sıralandırabiliriz.

  • Böbrek hastalıkları
  • Hormonsal bozukluklar
  • Karaciğer hastalıkları
  • Kalp hastalıkları
  • Damar tıkanmaları
  • Nedeni bilinmeyen (idiyopatik ödem)

Nedeni bilinmeyen ödem dışındaki sağlık sorunlarına yönelik oluşan ödem mutlaka tıbbi tahlil ve takip ile değerlendirilmelidir. Eğer hastalıklara bağlı bir ödemden bahsedecek olursak, bu nedenler: Kapillerde sıvı basıncı artışı, kan akışında basıncın azalması, kan akışını sağlayan damarlarda geçirgenliğin artması, dokularda basınç artması, dokularda tuz ve su tutulumu, lenf akımı yolunun tıkanmasıdır.

ÖDEMİN VÜCUTTAKİ FORMU

 Ödem deri altı dokusunda oluştuğunda vücudun o bölgesi şiş olarak görülür. Ve bu şişlik üzerindeki deri gergindir. Eğer bu bölge belirli bir dereceye kadar şişmişse parmakla bastırıldığında çukurlaşır. Parmağın basıncı hemen alttaki sıvı yanlara iterek, çukur meydana getirir. Parmak kaldırılarak basınç yok edilirse sıvı tekrar bu çukuru doldurur. Bu daha çok kadınlarda görülen formudur. Ancak bazı durumlarda organlarda ödemleşebilir. Bu durumu anlamak için ultrason ile organlara bakılır. Çünkü ödemli organ normal boyutuna göre büyümüş ve ağırlaşmıştır.

ÖDEMİN KOMPLİKASYONLARI

Vücut boşluklarında ve dokular arasında sınırlı ya da yaygın bir şekilde ödem gelişmesi sonucunda klinik olarak önem taşıyan komplikasyonlar görülür. Ödem perikard ve plevra boşluklarında oluştuğunda kalbin çalışmasında ve solunum hareketlerinde güçlük belirir. Yutak ve dil boşluğu ödemi hava yolunu da tıkayarak ölüme bile yol açabilmektedir. Beyinde oluşan ödem sonucunda baş ağrısı, kusma gibi belirtiler görülür. Beyin ödeminin de ölümle sonuçlanmaktadır. Ödem vücuttan organlara geçerse özellikle akciğerlerde bu sıvı birikerek normal akciğerdeki hava değişimi fonksiyonunu bozar. Buda akciğerde yararlı olmayan canlı üremesini kolaylaştırarak enfeksiyon hastalıklarının oluşmasına sebep olur.

NEDENİ BİLİNMEYEN (İDİYOPATİK) ÖDEM

Bazı durumlarda ödemin nedeni bir hastalık olmayabilir. Bu duruma idiyopatik yani nedeni bilinmeyen ödem olarak adlandırılır. Bu tür ödem genelde genç ve orta yaşlılarda görülür. Buna neden olan etmenleri şöyle sıralayabiliriz: Fazla kilolu olmak, gerginlik gibi psikolojik stres, karbonhidrattan fazla beslenme, çok tuzlu bir beslenme şeklini benimsemedir. İdiyopatik ödem korkulacak bir hastalık değildir. Genelde birey şişlikler nedeniyle kendisinde bir hastalığın olduğunu düşünür. Çünkü bu durum bireyde yıllarca sürebilir. Ödeme neden olan hastalıklar ekarte edildikten sonra bireyin vücudunun yaptığı ödemi ona anlatmak ve doğru bir beslenme tedavisi ayarlamak gerekmektedir.

PREMENSTURAL (Adet öncesi) DÖNEMDE ÖDEM

Progesteron hormonunun sebep olduğu adet öncesi dönemin vücuttaki en belirgin özelliklerinden biri de vücutta aşırı su tutumudur. Bu genelde adet olmadan 1 hafta önce başlayıp, adetin son gününe kadar sürebilmektedir. Kadınlarda değişkenlik göstermekle birlikte bu ödemin çalışmalar yaklaşık 500-2000 g arasında değiştiğini göstermektedir. Özellikle yüz, ayak bilekleri, göğüslerde ve karında şişkinlikle kendini göstermektedir. Adet öncesi karın şişkinliğinin nedeni de bu durumdur. Adet döneminde baş ağrısı ve bazı semptomların oluşan ödemin beyni etkilemesinden kaynaklanabileceği de düşünülmektedir.

HAMİLELİK SIRASINDA ÖDEM

 Hamilelik sırasında kadınlarda kan basıncı ortalama % 40 oranında artar ve dolaşım sistemi normalden daha fazla çalışır. Kan hacmindeki bu artış dolaşımı yavaşlattığından özellikle hamileliğin sonlarında bu şişkinlik daha da belirginleşir. En çok ayaklarda ve bileklerde bu ödem gözlenmektedir. Hamilelik süresince alınan kilolar dolaşım sistemine baskı uygular ve artan kan yoğunluğu damarların şişmesine ve pek çok kılcal kan damarlarına neden olur. Bu dönemde yapılması gerekenleri şöyle sıralayabiliriz. Günde en az 11 bardak su içmek, en az 1 saat doktor kontrolünde yavaş tempoda yürüyüş yapmak, günde 2 kere bir tarafa doğru 15-20 dk arasında uyumak, ayakta veya oturarak aynı pozisyonda yarım saatten fazla kalmamak, gün içerisinde bir takım egzersizlerle annenin kendine zaman ayırması önemlidir. Ciltte oluşan ödemi engellemenin temel koşulu cilt sağlığına ve temizliğine önem vermek, her gün ½ adet havuç rendesi veya püresi tüketmektir. Cildi temiz tutarak, düzenli olarak nemlendirici de kullanılırsa ödem riski de azalacaktır.

FARK ETMEDEN DİYET BESLENME ÖNERİSİ:

DÜŞÜK KARBONHİDRATLI BESLEN, AZ TUZ ŞART-BOL SU ve METABOLİK DENGE SIVISI İÇİLMELİ

En önemli kural karbonhidratlardan uzak durmak. İşte ödeme neden olan karbonhidrat kaynakları; pirinç, beyaz makarna, beyaz ekmek, çay şekeri, reçel ve bal. Bu nedenle ödemi azaltmak için yulaf ekmeği, buğday ekmeği ve kepekli pirinç-makarnayı tercih edilmelidir. Ödemi olan bireyler günde en fazla 3 ince dilim ekmek tüketmelidir.
Az tuz şart. Hatta tuz tüketimini tamamen kaldırmak en sağlıklısı. Fark Etmeden Diyet ayrıcalığı ile tuzu azaltmanın yolları…

Tuzlu Tat Duyunuzu Azaltın
Besinlerinizde en fazla ne ararsınız? Gerçekte besinler, sağlıklı olmak için tatlı bir lezzete sahip olmak zorunda da değildir. Ve sizin favoriniz olan yüksek sodyumlu yiyecekleri tamamen kesmek zorunda değilsiniz sadece orta düzeyde almaya çalışın. Bu nasıl olabilir.

Tuzlu tada alışkınsanız, dereceli olarak sodyum tüketiminizi azaltın.
Çünkü tuzlu tat tercihi sonradan öğrenilen bir özelliktir ve bu biraz zaman alsa bile yeni tat karışımları öğrenilerek unutulabilir.

Taze sebze ve meyveleri daha çok tercih edin.
Bu besinler az miktarda sodyum ve yüksek miktarlarda potasyum içerirler. Bunları tüketerek düşük sodyumlu ara öğünler sağlayabilirsiniz.

Besin gruplarında daha az sodyum içerikli olan besinleri tercih edin.
Et, tavuk, balık, kuru ve taze baklagiller, yumurta, süt ve yoğurt gibi. Sade pirinç, makarna ve yulaf ezmesi de fazla sodyum içermez.

Lezzetlendirmek için baharatları, otları, baharatlı sirkeyi ve meyve sularını tercih edin.

Daha az tuzlu besinleri hazırlamayı öğrenin.
Örneğin makarna, pirinç, tahıllar ve sebzelerin pişme suyuna tuz ekleme zorunluluğundan kaçının. Sodyumu azaltmak için en kolay yol budur. Ek olarak, tuz birçok pişmekte olan sebzeyi özellikle de fasulyeyi sertleştirir. Tuz, bitki hücrelerinin dışına su çekmektedir.

Yüksek sodyumlu besinlerden vazgeçin. 
Daha az sodyumlu besinleri seçerek dengeyi sağlayın. Bunu öğrenmek biraz zaman alabilir.

Paketlenmiş besinlerin sodyum miktarını etiketi inceleyerek öğrenin.
Böylece besinin bir porsiyonundaki sodyum içeriğini ve günlük yüzde miktarını öğrenebilirsiniz. Bu miktarı günlük 2400 mg sodyumu temel alınarak hesaplanmıştır.

FARKLILIKLARA BAKIN

Benzer ürünlerdeki sodyum farklılıkları aşağıda gösterilmiştir.

  Sodyum (mg)
½ kutu tuna konservesi 310
1 orta boy salatalık turşusu 835
Sirke ile marine edilmiş 1 orta boy salatalık 5
3 kase mikrodalgada hazırlanmış patlamış mısır 190
3 kase normal patlamış mısır <5
3 kase tuzsuz mikrodalgada hazırlanmış patlamış mısır 0
1 kase hazır sebzeli etli çorba 840
½ kase konserve fasulye pilaki 170
½ kase taze yeşil fasulye <5
1 kase tavuk suyu 1005

Su içimine dikkat.
Sağlık için mutlaka su için! Vücudumuzdaki sıvı dengesini normal düzeylerde tutmak için mutlaka 8-12 su bardağı su için. Sıvı alımı sadece suyla tamamlanması gerekmez. Süt, meyve suyu ve diğer içeceklerin temeli de sudur. Yenen katı besinlerle de bir miktar su alırsınız. Ancak kafein içeren kahve, çay ve diğer içecekler sıvı gereksinimini karşılasa da uygun su kaynakları olarak sayılmazlar. Örneğin kafein içeren kahve içildiğinde su alırsınız ancak diüretik etkisinden dolayı daha fazla idrar çıkışı yaparak daha fazla sıvı kaybedersiniz. Buna ek olarak kafeinsiz içeceklerin diüretik etkileri bulunmaz.

Su tüketimini arttırmanız gerekiyorsa şu önerilere önem veriniz.

1. Gün içerisinde kahve arası yerine su molası verin. Çalışma masanız, yatağınızın başında 1 su bardağı ve bir sürahi içinde su bulundurun.
2. Yemeklerinizde ve ara öğünlerinizde su, süt, ayran, taze sıkılmış meyve suyu ile tamamlayın. Ya da öğünlerinize çorba ile başlayın.
3. Toplantı, özel günlerde diüretik etki nedeniyle alkol yerine soda tüketebilirsiniz. Ancak çok soda tüketiminden kaçının. Böbreklerinizin sağlığı için nadir tüketmekte fayda var.
4. Egzersizi yaparken, sıcak havalarda çalışırken mutlaka su için.
5. Seyahatleriniz boyunca yanınızda su bulundurun.     

Sihirli formülümüz Metabolik Denge Sıvısı: Hamileler, kilo vermek isteyenler rahatlıkla günde 3 fincan yemek sonrasında tüketebilir. Tarif şöyle: 1 orta boy elma, 1 orta boy limon dört eşit parçaya kabukları ile bölünür ve 1 kaba eklenir. Üzerine 1 tatlı kaşığı karanfil, 1 tatlı kaşığı tane karabiber ve 1 dal/rulo kuru tarçın eklenir. Üzerine 3 litre su ile kaynatılıp karışım süzülür. En fazla 3 gün kuru zeminde ve karanlık bir ortamda bekletilebilir. Çok önemli uyarı: Tansiyon düşüklüğü, reflü olanlar kullanmaması öneririm.