Şişmanlığın Psikolojik Sonuçları Şişmanlığın Psikolojik Sonuçları
  Üye Olmak Istiyorum! | Şifremi Unuttum!Login:   Şifre:  
:: Ana sayfa » Fark etmeden diyet » ŞİŞMANLIK VE OBEZİTE » Şişmanlığın Psikolojik Sonuçları ::

Şişmanlığın Psikolojik Sonuçları

Şişmanlığın Psikolojik Sonuçları

Çocuk ve Ergenlerdeki Obezitenin Psikososyal Yönleri

Uzman Diyetisyen Selahattin Dönmez ve Diyetisyen Şefika Aydın çocukluk çağı şişmanlıkta tedaviden önce korunmayı çok önemsemektedir. Son bilimsel yayınlar eşliğinde “Fark Etmeden Diyet” ayrıcalığı ile psikolojik etkileri sizler için yazdılar.

Obezite vücutta yağ dokusunun aşırı birikimi sonucu ortaya çıkan, sosyal, psikolojik ve medikal komplikasyonları olabilen önemli bir sağlık sorunudur. Çocukluk ve ergenlik döneminde sık görülen bu sorunun son yıllarda hem gelişmiş hem de gelişmekte ülkelerdeki yaygınlığının giderek arttığı saptanmıştır. Kilolu çocukların normal kilodaki çocuklara göre erişkin yaşamda obez olma risklerinin daha yüksek bulunduğu, bu çocukların büyük bölümünde bebeklik döneminde de obez oldukları ve % 60- 80’ inin erişkinlik döneminde de obezitelerinin devam ettiği ileri sürülmüştür. Benzer şekilde obez kadınların % 30’ unun obez erkeklerin ise % 10’ unun ergenlik döneminde de obez oldukları gözlenmiştir.

Obezite yaygınlığı açısından en önemli değişkenlerin yaş, cinsiyet, ırk olduğu bilinmekle birlikte sosyokültürel düzey, ailede obez bireylerin varlığı, beslenme alışkanlıkları ( bebeğin beslenme şekli, ailenin beslenme durumu, öğünlerin düzeni ) fiziksel aktivite düzeyi ve yaşam tarzının da etkenler olduğu saptanmıştır. Gelişmiş ülkelerde yaşayan düşük sosyoekonomik düzeydeki kadınlarda obezite görülme oranı, yüksek sosyoekonomik düzeydeki kadınlara göre 6 kat daha yüksek bulunmuştur. Gelişmekte olan ülkelerde ise yüksek sosyoekonomik düzeydeki ailelerde obeziteye daha sık rastlanmıştır.

Obezite etiyolojisinde genetik etkenlerin rolü olduğu ikizlerle ve evlat edinilmiş çocuklarla yapılan çalışmalar ile gösterilmiştir. Hem anne hem de babası obez olan çocuklarda obezite görülme sıklığı % 80 olarak bulunmuştur. Ancak pozitif aile öyküsünün yalnız genetik etkenler ile açıklanması doğru olmayabilir. Bugüne kadar obeziteden sorumlu bir gen ya da özel bir genetik belirleyici tanımlanmamıştır.

Cushing sendromu, hipotiroidi, hipotalamik disfonksiyon gibi endokrin hastalıkları ya da bazı genetik sendromlar obezite oluşumuna neden olabilirler. Ancak bu organik hastalıkların obezite oluş nedenleri arasında ilk sırada olmadıkları, beslenme şeklinin ve çevresel etkenlerin nedensel açıdan daha etkili olduğu ileri sürülmüştür. Örneğin süt çocukluğu döneminde anne sütü ile beslenme yerine yapay beslenmenin obezite riskini arttırdığına ilişkin çalışmalar vardır.  

Organik nedenler bir kenara bırakılırsa aşırı yemek yemenin birçok nedeni olabileceği görülebilir. Obezite oluşumunda psikolojik etkenlerin yanı sıra çevresel ve kültürel etkenlerin de katkısı olduğu düşünülmektedir. Örneğin bazı çocuklar gerginliklerini azaltmak için aşırı derecede yemek yiyebilirler. Bu çocuklarda yemek hafifi bir depresyon ya da can sıkıntısına tepki olarak ortaya çıkabilir. Uyaran açısından yoksunluk çekilen dönemlerde de aşırı yeme davranışına rastlanabilir. Bazı ergenler ise cinsel ilişkiden ve bu olasılığı gündeme getirebilecek sosyal konumlardan kaçınmak için obez hale gelebilirler. Obez hastalar duygulanım bozukluğu olan hastalar olarak da ele alınabilirler. Çünkü psikolojik sorunlar ya da anksiyete ile baş edebilmek için aşırı yeme davranışını öğrenmişlerdir. Yine de obezitenin çoğunlukla genetik bir yatkınlığın ve ailenin yeme alışkanlıklarının sonucu olarak ortaya çıktığı göz ardı edilmemelidir.

Yeme bozukluklarıyla ilgili epidemiyolojik çalışmalar patolojik yeme davranışının daha çok batı toplumlarında rastlandığını, sosyokültürel etkenlerin ve zayıflık konusundaki toplumsal baskıların yeme bozuklukları gelişmesine yatkınlık sağladığını bildirmektedir. Psikiyatride obezite yeme bozukluğu olarak ele alınmasa da yeme bozuklukları ile birlikte görülebilir. Yaygın olarak kullanılan sınıflama sistemlerinde yeme bozuklukları bölümünde özgül olarak belirlenmiş olan aneroksiya nevroza ve bulimia nevroza vardır. Kilo almanın bu yeme bozukluklarıyla doğrudan ilişkili olduğunu gösteren bir veri olmamasına karşın obezitenin, anoreksiya nevroza ve bulimia nevroza için risk etkenleri arasında olabileceği bildirilmiştir.

Obezitelerde Psikitayrik Belirtiler

Obezitenin psikolojik sonuçları fizyolojik zararlarından daha ağır olabilir. Çalışmaların çoğunda bu çocuklarda depresyon ve düşük benlik saygısı, bozuk bozuk algıların olduğu belirtilmiştir. Batı toplumlarında zayıflık kavramı erişkinlerde olduğu gibi çocuklar arasında da beğeni toplarken obez çocuklar dışlanabilmektedirler. Özellikle tedavi için kliniğe başvuran obez çocukların kliniğe başvurmayan çocuklara göre daha fazla davranış ve duygulanım bozuklukları gösterdikleri bildirilmiştir. Ergenlerde bedenin biçimi ve kilo ile ilgili aşırı endişe, kendisi ile ilgili yargılamalar ve aç kalma davranışı yeme sorununu arttırmaktadır. Bu endişeler yetersizlik ve değersizlik duyguları ile de birliktelik göstermektedir. Çocukların psikolojik gelişimi sırasında benlik saygısı gelişimi çok önemli bir süreçtir. Benlik saygısının kişiler arası ilişkilerden ve bireyin bu ilişkilere verdiği anlamdan etkilendiği tartışılmaktadır. Çocuklarda obezite çevreden gelen olumsuz geri bildirimler sonucu sosyal dışlanmaya neden olabilmektedir. Aşırı kilo nedeni ile eleştirilme ve sosyal dışlanma çocuklarda utanç duygularının gelişimine neden olabilmekte; çocuğun okul başarısını, sosyal ilişkilerini ve fiziksel etkinliklere karşı olan tutumlarını etkileyebilmektedir. Obez çocukların bir bölümünde benlik saygısı sorunu ve sosyal dışlanma yaşanmamaktadır. Bu farkı yaratan etkenin çocukların aşırı kiloları ile ilgili inançları olduğu düşünülmektedir.

Pierce ve Wardle’ in yaptıkları çalışmada şişmanlıklarından kendilerinin sorumlu olduğunu düşünen çocukların yaşıtları tarafından daha fazla olumsuz eleştirildikleri ve etkinliklerden dışlandıkları saptanmıştır. Bu çocukların aşırı yeme ve egzersiz yapamadıkları nedeni ile kendilerini suçladıkları ve aşırı kilolarına neden olan organik bir bozukluk olmadığı için çevreleri tarafından da aldırış etmiyor ya da tembel olarak görüldükleri belirtilmektedir. Öte yandan aşırı kilolarını ailesel yatkınlık ya da metabolik sorun gibi dış nedenlere bağlayan, kendi hataları olmadığına ve çevrelerinden gelen olumsuz eleştirilerin önyargılı olduğuna inanan çocukların bu sorun ile daha kolay baş edebildikleri görülmektedir. Benzer şekilde olumsuz yaşam koşulları için kendilerini suçlayan kişilerde de düşük benlik saygısı ve depresyon yüksekliği daha fazla görülmektedir. Bu sonuçlara göre çocuklardaki kilo sorununu dış nedenler ile açıklamanın koruyucu olabileceği düşünülebilir.

Aşırı kilolu çocuklar yaşıt ilişkilerini de daha olumsuz algılayabilmektedirler. Obez çocukların aileleri değerlendirildiği zaman anne babaların çocuklarını okulda ya da aile içinde alay edilmekten ya da aşağılamaktan korumak için tampon rolü oynadıkları görülmektedir. Bazen ise çocuklarının kilo verme konusundaki başarısızlıkları sonucu yaşanan hayal kırıklığı nedeni ile öfkelenmektedirler çünkü çevreden gelen olumsuz geri bildirimleri azaltmanın tek yolunun zayıflamak olduğuna inanmaktadırlar. Obezitenin aynı zamanda daha sonraki yaşama ilişkin de psikiyatrik komplikasyonu olduğuna ilişkin veriler bulunmaktadır.çocukluk dönemlerinden beri obez olanlar ile erişkin dönemde obez olan bireylerin karşılaştırıldığı bir çalışmada erken başlangıç gösterenlerde eşlik eden psikopatolojinin anlamlı olarak yüksek olduğu saptanmıştır.